DEMOKRASİ …..

Demokrasi öyle bir yönetim biçimidir ki, sadece yöneticiyi halkın seçiyor olması, yaşanan şeyin demokrasi olduğu anlamına gelmez. “Halkın seçtiği Başkan” diyerek demokrasiyi açıklamaya çalışmak, konuyu son derece sığ bir şekilde ele almak demektir.

Demokrasi, ancak onu oluşturan tüm kurum ve kuruluşlarıyla sağlıklı biçimde çalıştığında gerçek anlamda yaşanabilecek bir yönetim biçimidir.

Yani demokrasiyi sadece oy vermek olarak ele alamazsınız. Demokrasi özgürlük içerdiği zaman ancak gerçek anlamını bulur. Bir başka deyişle, demokrasi deyince akla, sadece ‘oy verebiliyor olmak’ değil, özgür medya, özgür bir hukuk sistemi, özgür siyasal seçimler, özgür üniversiteler, özgür bilim vb gelmelidir.

Seçimle başa getirdiğin kişi bunların hepsinin üstünde bir güce sahip olduğunda demokrasiyi demokrasi yapan güçler ayrılığı ilkesinden uzaklaşmış olursun ve o ülkede yaşanan şeye artık demokrasi denmez.

Bunu örneklemek gerekirse; Bir hapishanede kalan mahkumlar hapishanenin müdürünü kendileri oy vererek seçiyor olsalar, orada demokratik bir durumdan söz edilebilir mi?
Edilemez elbette…..

Aynı minvalde ….

Kişisel hak ve özgürlüklerin bulunmadığı yerde demokrasiden söz edilebilir mi? “Bak halk seçti” söylemine göre; Kuzey Kore cumhuriyetinde de demokrasi var o zaman!!!. Çünkü orada da seçim yapılıyor(!) ve ne hikmetse hep aynı adam seçiliyor 😀

Demokrasi bu değildir, demokrasi sadece oy verme hürriyetiyle tariflenmez. Tüm Güney Amerika diktatörlüklerinde de seçim vardı(!); ne oldu?! Demokrasi olduğundan mı vardı seçim?!
Sadece göstermelikti aynı burada yapılan da tamı tamına bu !!

Demokrasi her fikirden insanın kendi fikirlerini özgürce, korkusuzca dile getirebileceği ve bunu yaptı diye endişe içinde yaşamayacağı bir özgürlük yönetimidir.
Şu an yaşadığımız böyle bir ülke midir? Elbette hayır. Hükümet aleyhinde konuştuğunda başına neler gelebileceğini kimse bilemez!!.

Bu referandumdan sonra şimdiden daha mı özgür bir ülkede yaşıyoruz ya da öyle olduğunu mu düşünüyoruz?
Tabi ki hayır… Çünkü tüm kişisel hak ve özgürlükler neredeyse tek bir adamın iki dudağının arasına indirgenmiş vaziyette.

Bir kişinin bu kadar yüksek güçlerle donatıldığı bir ülkede demokrasinin yaşayabileceğinin hiç bir garantisi olamaz.
Kısacası….
Böyle demokrasi olmaz…

Advertisements

Allah kendisine şirk koşar mı?

 

Nisa 48: “Muhakkak ki Allah, O’na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Ve kim Allah’a şirk koşarsa, o taktirde büyük bir günah işleyerek iftira etmiştir.”

Sahih al-Buhari 6108: Allah’ın resülü şöyle dedi: “Allah sizlere Atalarınız adına yemini yasaklamıştır. Yemin etmek zorunda olan, ya sadece Allah adını anarak yemin etmeli, ya da sessiz kalmalıdır.”

Sahih Müslim 4040: Allah’ın Resülü dedi ki: “Yemin etmek zorunda olan bir Müslüman başka bir ismi kullanarak değil, sadece Allah’ın adını kullanarak Allah’a yemin etmelidir.”

Jami at-Tırmızi 1535: İbn Umar’ın aktarımına göre Muhammed “….. her kim Allah’tan başkasına yemin ederse dinden çıkmış ve Allah’a ‘Şirk Koşmuş’ olur…” demiştir.

ŞİMDİ, KURANDAN YEMİNLERİ GÖRELİM ……..!!!!!
Yasin 2: “…… Kuran’a andolsun ki …..”
Sad 1: “……Kuran’a yemin olsun ki…..”
Zuhruf 2: “…….. apaçık kitaba yemin olsun ki…..”
Kaf 1: “…… şerefli Kuran’a andolsun ki…..”
Allah ayrıca Muhammedin HAYATINA da yemin ediyor…..!!!
Hicr 72: Elmalılı (sadeleştirilmiş): “Resulüm, SENİN ÖMRÜNE YEMİN EDERİM Kİ, gerçekten onlar, sarhoşlukları içinde ne halt ettiklerini bilmiyorlardı.”

Allah Hicr 72’de Muhammedin Hayatına YEMİN EDİYOR……!!!!!
Ne demişti Muhammed Tırmızi 1535’de?; ” “….. her kim Allah’tan başkasına yemin ederse Allah’a ‘Şirk Koşmuş’ olur…”?!!!!

Bu durumda Allah’ın kendisi, Muhammed’i KENDİSİNE ORTAK KOŞMUŞ(!) oluyor.

Yemin furyası devam ediyor!!!!
Tin süresi 1-2-3: “…. incire, zeytine, Sina Dağına, Mekke’ye YEMİN OLSUN ki…..”!!!!!

Bununla da kalmıyor Allah……
Hakka Süresi (38-39): “Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki……”

“…..Görebildikleriniz ve göremedikleriniz……” demek, “HERŞEY”(!) demektir!!!!! 🙂 🙂
Kuran Allah’ın bizzat kendi sözleri ise ve Allah, kendisinin yarattığı(!) herşeye yemin ederek görünen ve görünmeyen ‘HERŞEYİ KENDİSİNE’ ortak edip, ŞİRK KOŞMA GÜNAHININ LİDERLİĞİNİ yapıyor demektir!

Bu doğrultuda, bizlerin şu an göremediği KABE’NİN ESKİ PUTLARI da dahil olmak üzere herşeyi Allah, örneğin; Budha’nın, Lenin’in heykellerini, Mısır’ın Piramitlerini, Yahudilerin Apis Öküzünü ve ATATÜRK’ÜN HEYKELLERİNİ, kendisi, kendine ortak etmiş ve yarattığı(!) iddia edilen her bir insandan daha büyük ve fazla ŞİRK GÜNAHI İŞLEMİŞTİR.

İslama ve muhammedin söylemine göre, Allah’tan başka bir şeye yemin ediş, affedilmeyecek, yani en büyük günah ise ve Allah, herkesten herşeyi daha iyi bildiğinden ötürü, kendisine herşeyi ortak ederek(şirk koşarak) gelmiş-geçmiş EN BÜYÜK GÜNAHKAR, EN BÜYÜK PUTPEREST ve EN BÜYÜK MÜŞRİK olduğunu KANITLAMIŞTIR(!), yarattıklarına ŞİRK’i en büyük günah ilan etmesinin mantıksızlığını da ……..

 

 

 

Her gördüğün sakallı deden mi?

İncil’deki Eski Ahid’de, yani Tevrat’ta, Musa ve Harun’ın kızkardeşleri Miryam adında peygamber bulunmaktadır(!)…..

Mısır’dan Çıkış 15:20/ “Harun’un kızkardeşi Peygamber Miryam tefini eline aldı, bütün kadınlar teflerle, oynayarak onu izlediler.”

Çölde Sayım 26:59/ “Amram’ın karısı Mısır’da doğan, Levi soyundan gelme Yokevet’ti. Amram’a Harun’u, Musa’yı ve kızkardeşleri Miryam’ı doğurdu.”

Fakat Kuran’da İsa’nın annesi olan Meryem, Harun’un kızkardeşi olarak verilmiş!……

Tevrat’ta İsa ve Meryem’den bahis yoktur. Çünkü Tevrat’ın M.Ö. 600 yıllarında yani İsa’dan 600 yıl önce tamamlandığı bilinir. Tevrat’ta bilinen Meryem sadece Musa ve Harun’un kızkardeşi olan peygamber Miryam’dır.

Yani, Musa, Harun ve Miryam kardeştirler. Babaları da İmran’dır. Tevrat’ta Amram olarak geçer.

Kur’an’ın 3. Süresi Ali İmran yani İmran Ailesi Süresidir ve bu Süre’de Meryem ile İsa ele alınır. Meryem’in babasının kim olduğu hakkında hiçbir İncil’de her hangi bir bilgi yoktur. Meryem’in babasının İmran olduğu sadece Kur’an’da yazılıdır.

(Tahrim) 66:12/ “Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem‘i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi.”

İncillerde geçmeyen bir bilginin Kur’an’da geçmesini normal saysak ve Musa-Harun’un babası İmran ile Meryem’in babasının İmran olmasını bir tesadüf olarak görsek bile, bunun bir rastlantı değil, büyük bir yanlış, koca bir bilgi karıştırması olduğu Meryem suresi 27-28 ayetlerinden anlaşılır:

İşte Meryem Süresi ilgili
Ayetleri ——->

19:27/ Onu alıp halkına getirdi. “Meryem, sen şaşılacak bir şey işledin!,” dediler.

19:28/ “Ey HARUN’UN KIZKARDEŞİ(!), baban kötü bir adam değildi. Annen de iffetsiz değildi.”

19:29/ (Tanıklık için) Onu gösterdi. “Nasıl olur da beşikteki bir çocukla konuşuruz,” dediler.

19/30 (Çocuk:) “Ben ALLAH’ın bir kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber kıldı,” dedi.

 

Şimdi, bu kitabı(Kuran) gönderen Allah olmuş olsa birbirinden aşağı yukarı 1500 sene farklı zamanlarda yaşamış iki farklı Meryem’i karıştırır mıydı?!!

Bu durumda Kuranı, Tevrat ve İncilden arak olarak türeten, ya Muhammedin kendisi, ya da Muhammed isimli bir peygamber profili yaratan Kureyş’in ileri gelenleridir feodal sömürünün boyutunu büyütüp, sömürüden kar hacmini maksimuma çıkartmak adına!!

Bu doğrultuda o zamanın Feodal ağalarına, ya da Muhammed’e, veyahut da Kuranı her kim yazdı ya da yazdırdıysa! ona göre, Musa ve Harun, İsa’nın dayıları oluyor!!!

Bu, bilinen ve birbirinden arakla ortaya çıkmış yaratılış hikayelerine göre olacak iş mi?!!!
Hikayeler orda!!!! üstelik onlar birer dogma….. değiştirilemeyeceklerine göre kimse “kem-küm” edebilir mi?!!

Altıncı Yüzyılda yaşayan ve bu hikayeyi yutan, ya da yaşam derdine düşmüş olan insanlara cahil deyip geçebiliriz ama, o insanları küçültemeyiz.

Peki günümüzde yaşayıp da Kurandaki, bu ve diğer hikayeler üzerinden dünyayı cehenneme çeviren insan görünümlü yaratıkların, varlığını idame ettirmesinin sebebi olan ve inandığı dinin ne olduğunu öğrenmeden inanan müslümanımsı(!) insanlara ne demeli?!!
Bu Ayetlerle Kuran’ın yalan olduğunu göstermek, islama ve müslümana hakaret mi?!!!

Zaten, bu yalan hikayeye inanaraktan Müslümanlar kendi kendilerine hakaret etmekteler, bizim etmemize gerek var mı?

Bizim eleştirilerimiz, bu masal için “Allah’ın Kelamı, Allah’ın Anayasasıdır” deyip, şeriatı dayatanlara bilmeden sırf sevap kazanma adına destek veren, onların iktidarda olmalarının tek nedeni olanlara, yanlış olduklarını inandıkları Kitap üzerinden göstermeye çalışmak ve “insanlığın yakasından düşün” demek amaçlıdır.

Haklı mıyım, haksız mı; şeriatı dayatan ve onlara destek olanlara “Allah’ın SOMUT OLARAK GERÇEK olduğunu kanıtlamakla MÜKELLEFSİNİZ” demekle?!!!!

Bütün bu anlatmaya çalıştıklarım, bu şekilde anlatılmazsa bu dine inananlar için gerçek demokrat insanların bir önemi olabilir mi?!! Olmadan da tayyip gibileri iktidardan indirebilme şansı ne kadardır size göre?

 

 

MUHAMMED İSLAMDAN ÖNCE PUTPEREST MİYDİ?

Muhammed putperestmiydi?

Muhammed, 40 yaşından önce putperest miydi?
Evet.

Kuran’dan alıntılar:
“Ey Muhammed! Seni BİR SAPKIN olarak bulup doğruya iletmedik mi?’ (Duha, 7) ‘

…Sen daha önce KİTAP nedir, İMAN nedir BİLMEZDİN.’ (Şura, 52): Demek ki Muhammed, 40 yaşına gelinceye yani ‘peygamber’ oluncaya kadar Mekkelilerin dinindendi, yani bir PUTPERESTTİ.
O da Kabe’deki putlara tapıyordu. Amcası Ebu Talib’in ve Hatice’nin EVLERİNDE aile PUTLARI vardı.
Kısacası, o da bir müşrikti.

Sonrası Kuran’da şöyle aktarılıyor:
‘Ey Muhammed! Sen şirk koşmadan, kendisinden başka ilah olmayan Allah’ın dinine yönel.’ (Rum, 30)…

‘Ey Muhammed! Tek olan Allah’a inanarak dine yönel; Allah’a şirk koşarak değil. Doğrudan Allah’a değil de sana ne yarar ve ne de zarar vermeyenleri Allah’a şirk koşarak yalvarma.’ (Yunus, 105-106)…..

‘Ey müşrikler! Bana Rabbimden apaçık KANITLAR GELDİKTEN SONRA, sizin Allah’a şirk koşarak taptıklarınıza TAPMAM bana YASAKLANDI. Bana kainatın Rabbi olan Alllah’a teslim olmam buyruldu.’ (Mümin, 66).

Ne diyor Muhammed Mümin 66’da “….bana Allah’tan APAÇIK KANITLAR GELDİKTEN SONRA……” demek ki bu apaçık kanıtlar gelene kadar tapınma usülü PUTPERESTLİK(miş), ki “….. sizin Allah’a şirk koşarak taptıklarınıza (ÖNCEDEN TAPIYORDUM AMA) tapmam (BANA sonradan Allah tarafından) YASAKLANDI…..” diyor!
Bu resmen ve açık bir itiraftır Muhammedin kendi ağzından. Çünkü zaten Ayette “De ki” öneki de YOK 🙂

Müslümanların, önceki peygamberler gibi Muhammed’in de hiç hata yapmayıp günah işlemediğine inanmaları kendilerinin bileceği iş.

Ama en azından yanıbaşında tek tanrılı Yahudi ve Hıristiyanlar varken, 40 yaşına kadar bunların farkına varmayıp PUTLARA TAPMASINI, benim yukarıda açıkladığımın aksine nasıl açıklayacaklar acaba?

Muhammed’in 40 yaşına kadar müşrik olduğu Mümin 66’yla sabitlenmiştir.

Muhammed, Mekkeli Hanifler gibi tek Allah’a inanmış olsaydı, bu Ayetlerde söylenenler, kendisine söylenir miydi hiç?
Yukarıdaki ayetlerde “Sen hiç şirk koşmadın, aferin” deniyor mu? 😀 Denmiyor.

Meraklısına soru: Madem Hanifler tek Allah’a inanıyorlar, namaz kılıyor ve oruç tutuyorlardı; o zaman İslam diye yeni bir dine ne gerek vardı?

Ben yanıt vereyim; Haniflerin, o TEK olarak TAPMIŞ oldukları Allah, Kabedeki PUTLARDAN biri olan El-İlah’dan başkası değildi de ondan, aynı El-İlah Muhammed tarafından Allah olarak devam ettirilmiştir de ondan.
Geriye bir tek Hanifliğin adını değiştirmek kalıyordu, onu da İslam yapmıştır. Zira “ben Hanifliğin Peygamberiyim” demiş olsaydı kendisine s*kt*r çekilirdi.

ŞEHİTLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR!

Wikipedia’ya göre şehitliğin tanımı:

Şehit: İslam dininde Allah yolunda vefat etmiş bir müslümana verilen isim ve makamdır.

Kur’an’da sıklıkla bu kimselerin kurtuluşa erdiği, ahiretteki makamlarının diğer insanlardan üstün olacağı belirtilir.[5][6]

Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Ancak siz bunu bilemezsiniz. (Bakara Suresi: 154)

Demek ki, şehit olman’ın yolu, ALLAH YOLUNDA (savaşmak/kâtilu=katletmek) vefat etmek’ten geçiyormuş!!!

Bu’na göre!…….
Türk asker ve polisleri ALLAH YOLUNDA mı savaşıyorlar Güneydoğu’da, yoksa ülke müdafası için mi?
Zira ALLAH YOLUNDA savaşmak İslam’ı yaymak amaçlıdır! Eğer Türk Güvenlik Kuvvetleri, sadece ülkeyi müdafa ediyorlarsa bu’nun, ALLAH YOLUNDA savaşma ile ne alakası var!!???
Biliyorum! ilerici medya “tayyip’i vurabilmek için mütemadiyen şehitliği gündeme getirip, ölenlerin ailelerini ’bile’meyi’ hedefledik, başka ne seçeneğimiz var ki, tayyip hepimizi sindirdi“ diyebilir, doğrudur!
Ama, TATLISU MÜSLÜMANLARI şehit kelimesinin ne anlama geldiğini biliyor mu acaba?
Bakın, ne diyor Wikipedia şehitliğin tanımında… ALLAH YOLUNDA ÖLMEK……

* * * * *

Şimdi gelelim bu takunyalı bademlerin filozofisine(!)…

ALINTI: “Hanefi mezhep’i alimlerinin görüşlerine göre şehitlik üçe ayrılabilir:
(Ayrılır demiyor! Ayrılabilir diyor! Yani kesinlik diye bir şey yok!)

Dünya ve ahiret için şehit olanlar:
Bunlar İslam dini için savaşlarda veya işkencede ölenler gibi, inançları nedeniyle öldürülen kimselerdir.

Ahiret için şehit olanlar:
Bunlar yine İslami inançları nedeniyle fiziksel zulüm görmüş ve bunun neticesinde, hemen değil de sonradan vefat etmiş kişilerdir. Bu kimseler sonradan vefat ettikleri için geride kalanlar tarafından şehit olarak kabul edilmeseler bile ahirette şehit muamelesi göreceklerdir.

Dünya için şehit olanlar:
Bunlar dünyada, görünüşte İslam dini için ölmüş gibi gözükse de niyetleri farklı olan kişilerdir(Bu ayrımı somut bir şekilde ortaya koyabilecek otorite kimdir acaba). Bu kimseler öldükten sonra geride kalanlar tarafından şehit olarak anılsalar bile ahirette şehit muamelesi görmeyeceklerdir.”

**Tutarsızca açıklamaları bir kenara koyarsak, görüldüğü gibi, şehit olmak, ALLAH YOLUNDA ÖLMEK’ten geçiyormuş!
Türk kolluk kuvvetleri, pkk ile ALLAH YOLUNDA MI SAVAŞ’ıyor yoksa Türkiye Cumhuriyeti(geriye ne kaldıysa) Devletinin bütünlüğünü korumak için mi?
ALINTI: “(Müslim)
Allah (cc) yolunda hayatını feda eden kimseye şehit denir.
Bu kimselere şehit denmesi ya cennete gideceklerine şehadet edildiği, yahut vefat anında bir kısım rahmet meleklerinin hazır bulunup şehadet ettiği, yahut da o kişi kendisi Cenab-ı Hakk’ın huzurunda olduğu halde rızıklandırılacağı içindir. Lûgat manası ile de şehit; “şahid (hazır bulunan)” demektir. *****Şehadet; dinimizde fevkalade yüce bir mertebedir.”
*****Bu Şehadet’i de bir dahaki sefere açıklayacağım!!
Ali imran suresi 170. Ayet: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında Allah’ın, lütfundan kendilerine verdiği nimetlerin sevincini yaşayarak rızıklandırılmaktadırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan (henüz şehit olmamış) kimselere de hiçbir korku olmayacağına ve onların üzülmeyeceklerine sevinirler.“

Nisa suresi 74. ayet: “Öyle ise, dünya hayâtını âhiret karşılığında satan (o bahtiyar, yani şehitler!)lar Allah yolunda savaşsınlar! Artık kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galib gelirse, bunun üzerine ilerideona(pek)büyük bir mükâfât vereceğiz.”

Ahzab suresi 23. ayet: “Mü’minlerden öyle erler vardır ki, (o gün) Allah’a verdikleri sözde durdular. Öyle ki onlardan kimi adağını yerine getirdi (şehîd oldu), kimi de (şehîd olmayı) bekliyor! Fakat (onlar) hiçbir şekilde (verdikleri sözü) değiştirmediler.”

Tevbe suresi 111. ayet: “Şüphesiz ki Allah, mü’minlerden nefislerini ve mallarını, karşılığında Cennet hakikaten onların olmak üzere satın almıştır!(Onlar, yani şehit olma adayları) Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (Allah tarafından onlara) Tevrât’ta, İncîl’de ve Kur’ân’da (söz verilen bu Cennet, Allah’ın) kendi üzerine hak bir va‘ddir. Ve Allah’dan daha çok sözünü yerine getiren kim olabilir? Öyle ise yaptığınız bu alış-verişinizden dolayı sevinin! İşte büyük kurtuluş ise ancak budur!”
*Büyük kurtuluş şehit olmaktan geçiyormuş! Neden ayıplıyorsunuz cumhur’u(!) ve o’nun yeni moda bıyıklı bademlerini?

Hacc suresi 58. ayet: “Allah yolunda hicret edip, sonra öldürülenler veya ölenler (şehit olanlar) ise, mutlaka Allah onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Muhakkak ki Allah, elbette rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
Hadis-i Şerifler
ALINTI:
“Ukbe bin Âmir’den (ra) rivayetle;
“En şerefli ölüm şehit olarak ölmektir.” (İbn-i Asakir)”
**Cumhur da böyle demiyor mu?

“Kim Allah’ın adı daha yüce olsun diye çarpışırsa; o kimse Allah yolundadır….” (Buhari:İlim 45;Müslim,İmare 150)

“Allah,bütün kalbiyle şehit olmayı isteyen kişiyi yatağında ölse bile,şehitler derecesine ulaştırır.” (Müslim:İmare 157)

**Acaba Allah, en şehvetli halde sex yapan ve aynı zamanda bütün kalbiyle de şehit olmayı isteyeni de şehitlik derecesine ulaştırır mı? Çok merak ettim de, baksanıza ne ayet, ne de hadisler arasında ALLAH YOLUNDA ÖLME haricinde hiç bir tutarlılık yok da!

“Cennet’te 100 derece vardır ki,Allah bu dereceleri Allah yolunda cihad edenler için hazırlamıştır. Her iki derece arasında yerle gök arası kadar mesafe vardır”. Buhari:Cihad 4

Ebu Zer’den (ra) rivayetle;
“Kişi ilim öğrenirken ölürse şehit olarak ölmüş olur.” (Bezzar)
İbn-i Abbas (ra) rivayet ediyor;
“Gurbette ölmek şehitliktir.” (Kütüb-i Sitte)
**ilim’in savaş alanlarında öğrenildiğini bilmiyordum, inanın çok aydınlandım!
**Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine çalışmaya gidip de, oralarda ’yabancı kadınlarla şehvetli sex’ler yaparken ölenler’ ile Güneydoğu’da gerisi ’yusuf-yusuf’ atarak ölenlerin şehitliği eşit mi acaba!!!

Sehl bin Huneyf (ra) anlatıyor;
“Samimi olarak ALLAH’TAN ŞEHİTLİK DİLEYEN kimse yatağında da ölse Allah (cc) onu şehitlerin mertebesine ulaştırır.” (Müslim)
İbn-i Mesud (ra) rivayet ediyor;
“Allah’ın öyle kulları vardır ki, onları öldürülmekten korur, güzel ameller içerisinde ömürlerini uzatır. Rızıklarını güzelce verir. Onları afiyetle yaşatır, ruhlarını yataklarında huzur içerisinde aldığı halde onlara şehitlik makamını verir.” (Taberanî)
**Görüyorsunuz saçma-sapanlıkları değil mi? Allah, hem şehit olarak ölme’yi promo etsin, hem de bazı kullarını ölmekten muhafaza etsin!!!
Şehit olarak ölmek iyiyse niye korur bu kullarını ölmekten bu allah?
İşte, beyinleri bu kadar tıkalı, mantıkları bu kadar yerlerde sürünen korkaklar, böyle göz göre göre düdüklenirler akp gibiler tarafından!
Siz istediğiniz kadar çocuklarınız bu basiretsiz hükümetin yaptığı hatalardan dolayı boşuna ölüyorlar amaçlı akp’ye, ölenler üzerinden şehitlik geyiği vasıtasiyle atıfta bulunun.
Bu insanlar İslam’ın, daha doğrusu Kuran’ı kafalarına göre çevirip, buradakiler gibi böyle zırva hadisleri yazıp, onları kutsî’lik adı altında can damarından vuran din baronlarının esiri’dirler. Neden?

Çünkü akılları sıra cennet’e gidecekler de ondan!

İbn-u Ömer (ra) anlatıyor;
“Emin, dürüst, Müslüman tacir Kıyamet Günü şehitlerle beraberdir.” (Kütüb-i Sitte)
**Eğer Hatice’nin tacirliğini yaptı diye Muhammed’i kastetmiyorsa, ne alaka? ’Dam üstünde saksağan vur beline kazmayı’. Eğer Muhammed’i kastediyorsa, bu adam’ın ünvanı peygamberlik mi, tacirlik mi?

ALINTI:
Ali (ra) rivayet ediyor;
– “Boğularak ölen şehittir.
– Yanarak ölen şehittir.
– Gurbette ölen şehittir.
– Yılan ve benzeri haşeratın ısırmasından dolayı ölen şehittir.
– Karın sancısından dolayı ölen şehittir.
– Çöken evin altında kalan şehittir.
– Damdan düşüp ayağı veya boynu kırılarak ölen şehittir.
– Üzerine taş yuvarlanarak ölen şehittir.
– Meşru ölçüde kocasını kıskanan kadın Allah (cc)yolunda cihad eden gibidir. Ona bir şehit mükâfatı vardır.
– Malı uğrunda öldürülen şehittir.
– Canı uğrunda öldürülen şehittir.
– Din kardeşini savunurken ölen şehittir.
– Komşusu uğrunda öldürülen şehittir.
– İyiliği emredip kötülüğü sakındırırken ölen şehittir”. (İbn-i Asâkir)
**“Erkeklik organ’ı üzerine düşüp, o’nu kırarak ölen de şehittir“! demeyi unutmuş Ali(ra)!!! (gazetelerin bulmacalarında bir tanrı diye sorulduğunda ‘ra’ olurdu ya cevap, acaba ona istinaden mi verilmiş bu (ra) bu Ali’ye! belli değil!! aynı islam’ın kendisi gibi, ne MANTIKLI bir standart’ı var ne de kökeninin ne olduğu belli)!!!

Yahu, şu’na kısacası “herkes şehittir“ desene be adam!!
Yani, diyorum ki durum göründüğünden de vâhim! Ve en acıklısı da; bu zırvalar üzerinden bu ’ak cahiller’in sömürüyü devam ettirip parsayı götürüyorlar olması, çok yazık, hem de ne yazık!

İşte bu yüzden hem hürriyet ve demokrasi, hem de islam’ı yaşayabilmek mümkün değil!

Atatürk’ü düşünüyorum da ilk Kuran tercümesini okuduktan sonra, kimbilir ne küfürler etmiştir adam! Şimdi kalkıp da Atatürk’e “gökten indiği…..“ sözünde, hak vermemek mümkün mü?
Aslında, hak vermemek son derece cahillik ve de aptallıktır!

Atatürk gibi, ilerici bir insan ne demeliydi Kuran ve islam’ın kabak gibi deşifresinden
sonra?
“Evet, biz yönetimimizi hacı, hoca, sarıklı, fesli, bilimum aklına geldiği gibi islam dini üzerinden milleti düdükleyecek cahil kafalarla, kurup yöneteceğiz bu ülkeyi mi“ demeliydi?
Böyle diyecek olduktan sonra devrim yapmanın âlemi ve mantığı nerede!!!!

Eğer bu millet, o’nun açtığı yoldan saptı/saptırıldıysa sadece ve sadece islam yüzündendir.
Eğer cahillikte israr etmeselerdi; Atatürk’ün,

“gökten indiği…..“ sözünden dolayı,
en azından, “ne kadar dürüst bir adam’mış ki, doğru ve dürüst bir şekilde nerede durduğunu mertçe ifşa etmiş“ diyebilirlerdi!!

Bir de, bu cumhur makamında oturan kişi ve şûrekasına bakın; her söyledikleri ‘yalan-dolan’, ve bu gücü de o inandıkları tutarsız filozofi’lerinden alıyorlar!
Yani islam’dan!!
Aradaki fark bu, Atatürk farkı bu;
ve bu, büyük bir uçurumdur!

Kendiniz düştüğüne göre……
İyi yuvarlanmalar!

TAKİYYE

Takiyye;
Bu kelime tarif edersek “anlamı, İslâm’ı korumak ve o’nun tek hedefi olan (her türlü düzeni yıkarak) şeriât’ı getirmek için çizilen yolda, zor durumda kalan her bir müslüman’ın gerektiğinde yalan söyleyerek bu güç durumu atlata bilmesi için başvurduğu, İslâm’ın geleceğini düşünen koruyucu bir olgu diyebiliriz!”

Daha kısa ve açık Türkçesi “koskoca bir yalanlar, dolanlar yumağıdır!“
Peki çok kıymetli ve Kutsî olduğu söylenen bu Allah ideolojisi’nin içinde dürüst olmayan bir olgu barındırıp, bu’na inananlarının her daim başvurması kabul edilebilir bir durum mudur?

Elbette ki değildir ve sırf bu bile, Yüce ve Kutsî olduğu söylenen bu felsefe’yi kafa’dan gâyri-meşru kılmaya yeter de artar bile.
Peki radikal müslüman, yani islamcılar; bu’nu neden gayet normal ve meşru imiş gibi kabul eder ve uygularlar?
Çünkü bu yolla, ölüm sonrasında yaşamın olduğunu düşünmeden, kabul eden ve biât etmeye çocukluktan beri programlanmış kitleleri kendilerine köle yapıp sömürülerine devam edebilmek için…..

Bir başka deyişle korkudur insanları din’e bağlayan ve islamcıların tuzağına düşüren!
Bu yüzden islamcı yobazların her dediğine hiç bir mantık yürütmeden, günâh’a girme korkusuyla, söylenen yalanları bariz bir şekilde görüp anlamış olsalar bile seslerini çıkarmazlar!

İşte bu’nu bilen islamcı yobazlar yalan-dolan söyleme konusunda o kadar rahattırlar ki, yalanlarının ortaya çıkacak olmaları onları hiç rahatsız etmez ve bu kısır döngüyü açık ve cüretkârca devam ettirmekten zerre çekinmez ve utanmazlar!

Böylelikle, islamcı yobazlar, bir gün dediklerini bir başka gün ilga ederler, aynı, o olmayan sahte Tanrıları Allah’ın bir ayette söylediğini bir başka ayetle değiştirmesi gibi (örnek olarak bz. Enfâl sûresi 65/66. ayetler – bunlar sadece şu anda aklıma gelenler, daha bir çuval var!

Kısaca bu iki ayette ilk önce 1 müslüman cengâver(!) 10 kâfîr’e bedelken, sonra 2 kâfîr’e bedel olma durumuna indirgeniyor! (aynı davutoğlu kalkan’ın bağıran çağıran bir cengâverken bir köşeye kedi gibi havale edildiği şekil!).

Allah, Bedir savaşı öncesinde müslümanların her birinin 10 kâfîr’e bedel olamayacağını anca savaş bitip, inananları tekmeyi yedikten sonra BİLİP/ANLAMAKLA ayrıca da “Âlîm-i Mutlâk“ sıfatını, mevcut bilgisine sonradan bilgi ilâve ettiğinden dolayı – çünkü sonradan bilip anlıyor!- bizzat kendisi yerle bir ediyor!

Bu (Âlim-î Mutlâk sıfat’ının yerle bir oluşu!), aslında 2 ayet arasındaki çelişkiden daha da önemlidir! Anlayana!!).

Hedefleri olan şeriat’a varabilmek için, bunlara her türlü yalanı söylemesi ve üçkağıt’ı yapması hesapta o Tanrı diye addettikleri Allahları tarafından izin verilmiştir, hatta bu Allah’a şirk koşan davranış ve eylemler de bu’na dahil olmak üzere!

İslam’a göre Allah istediği kişiyi her hangi bir günâh’ından dolayı affediyor, bir tek, GERÇEK ŞİRK KOŞMA’nın hariç’inde; yani “benim Tanrım Zeus’tur“ diyen bir müslüman amîyâne tabirle nâneyi yedi!!

Bu’na rağmen bir müslüman İslam’ın hedefi olan gâyeler uğruna şirk koşuyor görüntüsü çizebilir, bu’nun bir günah’ı yoktur (!), inanış bu!!

Tebliğ edildiği söylenen İslam’ın Tanrısı olan Allah’ın adaleti, İNSANLAR ARASINDAKİ hukuk, haksızlık, eşitsizlik ve vicdan dengelerini sağlamak üzerine değil, sadece ve sadece kendisine şirk koşulup koşulmamasına dayandırılmış bir olgudur. (Bz. Lokman 13.)

Yani edilen dua’ların, yapılan ibadetlerin aslında hiç bir anlamı ve önemi yoktur. Nedenine gelince, bir müslüman tecavüz edebilir, hırsızlık yapabilir, küfür edebilir, vs. vs. eğer allah’a şirk koşmuyorsa bu günâhları affediliyor!!

İslâmcının amacı mevcut herhangi bir düzeni yıkmak ve şeriât’ı kurmak olduğuna göre Allah’ın hükümleri(Kuran) varken insan yapımı her hangi bir hükmün(Anayasalar) anlamı yok onlar için!!!

Neden? Çünkü bir tarafta insanlar……

“….Diyanet İşleri: Kahrolası (inkârcı) insan! Ne nankördür o; Abese 17. Ayet!!……“

ve diğer tarafta Allah!

İşte her türlü tutarsızlığın su üstüne çıktığı noktada, ki bu -gelecek bilinmediğinde kaçınılmazdır- yalanlar-dolanlar (takiyye) giriyor devreye!

Eğer çok yüce ve kutsî olduğu söylenen o Allah gerçek bir yaratıcı olmuş olsaydı ve inandıkları gibi Kuran O’nun sözlerinden oluşsaydı(!) hiç bir hata olmaz ve takiyye denen şey namevcut olurdu!

 

İSLÂM BİR ZEHİRDİR

Bir tarafta demokrasi/dürüstlük ve adalet, diğer tarafta demokrasiyi ortadan kaldırmayı kendine ilke edinmiş, insanlığın geleceğini, özellikle de kız çocuklarının ırzına tecavüz’ü mübâh gören 6. yüzyıl arap kabile vahşet ideolojisi’nin tehlike boyutları!
O (islam) demokrasiye saygı göstermeyecek, demokrasiyi tramvay yapacak ama bizler, bizi koruyan ve özgürlük veren demokrasiyi müdafa etmek için o’nu (islam’ı/kuran’ı) eleştiremeyeceğiz ha?
Yok öyle yağma!…………

Türkiye’de ve dünya’da bu islam dini denen olgu(!), bütün bu olan-bitenlere sebep olan tek problemdir. İnsanların bu din’i terk etmeden problemlerini çözmeleri ve din simsarlarını şutlamaları kesinlikle imkansızdır.

Biliyor musunuz, abdülhamit, zamanında islam’ı Japonya’da tanıtma ve sevdirme amaçlı bir heyeti oraya gönderdiğinde Japonlar nasıl bir soru sordu?
Evet, o soru şu’ydu:
“İslam din’ini bize sözde barışçıl yolla empoze etmeye çalışıyorsunuz ama dünya üzerinde bize ’tek bir ülkeyi’ örnek gösterin ki islamdan önce yerlerde sürünürken islam’a geçtikten sonra hem ekonomik hem de sosyal açıdan başarıya ulaşmış olsun; bize sadece bir ülke adı verin yeter!“ Dünya Gazetesi 1963 senesi haberlerinden!

Ne diyor sunuz! verebilmişler midir!!!?

Başlayalım……..

İslam, kendi içinde ikiye ayrılır;

Birince bölüm MÂNEVÎ, yâni ibâdetler (namaz, oruç, bayramlar, vs.).
İkinci bölüm DÜNYEVÎ, yânî içinde bulunduğu ülke’nin yönetiminde tek otorite olmaktır ki bu, islamda ibâdetlerden de daha önemlidir!
Bakara Sûresi’nin 256. ayet’ine (“…. dinde zorlama yoktur…“) bakaraktan, “bizim dinimiz barış ve hoşgörü din’idir“ demek çok yanlıştır.
Hoşgörü demek; kendisi gibi düşünmeyen, olmayan, yaşamayan insanlara / toplumlara saygı ile tolerans göstermektir!

İslam, islam olmayan, hatta Sunnî islam olmayan hiç bir topluma yaşam hakkı tanımaz (Şam’a gidip namaz kılınacaktı ya! orası Şîî olduğundan tolerans yok! ele geçirecekler sonra sunnî usulü namaz kılacaklar(dı)!), neden?

Çünkü sadece kendisinin, tek ve mutlak otorite olduğunu kabul eder islam ve
bu gücü de kuran’dan alır da ondan!

Ayetlerle örnekler…….
Ali imran 85. ayet: “Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.“
Ve Tevbe sûresi 29. ayet ile de bu’nu sağlamlaştırır: “Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın***.“

arapçasının Türkçe okunuşu, yani Türkçe açılımı:

Kâtilûllezîne lâ yu’minûne billâhi ve lâ bil yevmil âhıri ve lâ yuharrimûne mâ harramallâhu ve resûluhu ve lâ yedînûne dînel hakkı minellezîne ûtûl kitâbe hattâ yu’tûl cizyete an yedin ve hum sâgirûn(sâgirûne).

***Bakın; bu “savaş’ın“ ifadesi aslında yukarıda koyulaştırıp altını çizdiğim Kâtilû
kelimesinin yerine kuran tahrifatçısı mealciler tarafından konulmuştur ki katletmek ifadesi yumuşasın diye!
Kâtilû kelimesi KTL fiil’inden türeyen bir kelimedir ki Türkçemize de KÂTİL, KATLETMEK olarak girmiş ve hala kullanılmaktadır!
Ne demek kâtil? Öldüren.
Ne demektir katletmek? Top yekûn ÖLDÜRMEK. Bu kadar NET.
Kâtilû, yani öldürün kelimesini niye değiştiriyor tahrifatçı mealciler?
Çünkü her ne kadar savaşta da adam öldürme olsa da, bu, kendini müdafa etme açısından bir nevi kabul görür de ondan!
Çünkü, islam denen vahşet ideolojisinin gerçek rengi açığa çıkmasın diye.
Çünkü bu gerçek görünürse, din üzerinden sömürü düzenleri sona erer de ondan.

İşte bu yüzden Türkiye’deki yobazlar, ışid’in adını deaş, daeş vs. diye değiştirip terör’ü islamdan uzaklaştırmaya çalışıyor ki millet uyanmasın diye!

Bu örgüt’ün tam adı: IRAK, ŞAM, İSLÂM, DEVLETİ….

Yani, IŞİD….

BİTTİ.

Hesapta Fransa hükümeti, IŞİD’in adını, örgütün adından “DAESH” olarak bahsedilmesi için kampanya başlatmış da efendim, o yüzden DEAŞ/DAEŞ/DİAŞ vs. vs olması gerekirmiş de, falan-filan-fişman…. Pek tabiki, hemen bizim Türkiye’deki takunyalı bademler anında, yeni gelin gibi atlamışlar üzerine bu terim’in.
Hayır efendim, DEAŞ/DAEŞ/DİAŞ vs. resmen koca bir yalandır.

Şöyle ki….
Her ne kadar orijinal yazılışı DAESH olan DEAŞ kelimesi, terör örgütünün Arapçasının (ad-Dawlah al-Islamiyah fil-‘Iraq wa ash-Sham) ilk harflerinden oluşuyor olsa da netice’de içinde islâm kelimesini barındırmıyor mu?
At semerini, eşeğin sırtına yükleseniz, o eşek at olabilir mi?
Ha “Ali-Veli“, ha “Veli-Ali“; öz’ü değiştirmeden şekli değiştirseniz ne fark eder? Sadece kendinizi kandırısınız, o kadar!.

Kendilerini kandırmaları önemli değil de, milleti kandırmalarını nereye koyacağız?

Tekrar dönersek KTL fiil’inin Tevbe sûresi 29. ayet üzerinden analizine…..
Arapça kuran’da bu ayet içinde “savaşın“ kelimesi YOK. Zaten arapça savaş kelimesi bildiğiniz üzere ’HARP’ dir.
Misâl… Birinci Dünya Harp’i (harb’i)… İkinci Dünya Harp’i!!! (Ali okulu misali oldu ya! İdare edin gitsin!)

*******
Kutsî bir konsept ya da ideoloji, eğer hoşgörü taşırsa ve bu’nu barışçıl yolla yaymaya çalışırsa, bünyesinde ÖLDÜRÜN/KATLET’in fiil’i barındırmaz, barındırmamalı.

Zaten bir din de müdafa ile değil, anca hücum ile yayılır. Hıristiyanlar neden misyonerler gönderirler, genellikle az gelişmiş ülkelere? Çünkü anca kendileri oraya giderekten, onlara Hıristiyanlığın varlığını beyan edip duyurabilirler de ondan!

– Abdülhamit’in Japonya’ya heyet yollayışı hücum’dur!

Japonlar abdülhamit’e “buyrun, heyet yollayıp din’inizi bu ülkede yayın“ demiş olsa hücum sayılmaz!

Ama öyle olmadı, çünkü abdül hücum etti, etmek zorundaydı, zira islam’ın stili bu, kuran’ın emri bu!

– Küba’ya cami yaptırmak bir hücum’dur!
– Şam’da namaz kılmak için Suriye’ye girmek zaten açık bir hücum’dur!
– AB’ye girip oralara müslümanları yerleştirmek ve camiler yaptırmak hücum’dur!
– Maryland Eyaletinde islam merkezi açmak bir hücum’dur!
– Londra’nın ırzına geçip, orayı bir çuval yobazla doldurarak belediye başkanı seçtirmek bir hücum’dur!

Sığıntı gibi yalvararak gittikleri ingiltere’de bu gün ne diyorlar? “Buckingham Palace’ı cami yapacağız”! Hıristiyanlar da gelip Sultanahmet camisini, Topkapı Sarayını, hatta Ankaradaki ‘beş-para sarayını(!)’ kilise yapmayı deneseler!

Acaba müslümanlar islam’ın hoşgorü dini olduğunu ispatlamak adına, bu’na izin verirler mi dersiniz!!!?

Bu gün Batı’nın en meşhur islam köpeği olan sudi arabistan’da bir tek kilise, havra ya da budist tapınağı olmadağını bilirsiniz herhalde!

Londraki belediye başkanlığından bahsederken… bizde de böyle başlamamışmıydı bu günkü istibdât!!?
Bütün bu örneklemelerin neresinde barış var? Başkalarının bölgelerini milim-milim feth etmenin neresi barışçıl? Üstelik Mâide 47 orada dururken!
Hani islam bir barış dini idi?

* * * * * * *

Dönelim tekrardan,
İslam’ın iki döneme ayrıldığı mevzu’suna:

Birinci dönem 13 yıllık mekke dönemi ki bu dönemdeki kuran ayetleri hemen hemen hep barışçıldır!

Çünkü Muhammed güçsüzdür müşriklere karşı ve sadece kendisine çoğunluk kölelerden** oluşan 100’den az kişi inanmıştır!

(Hazır burada mekke dönemi demişken….
Kuran mütemadiyen müşrikleri küçültür ve bizlere bu müşriklerin kız çocuklarını diri-diri gömdükleri yalanı devamlı işlenir ve öğretilir!
Birincisi, eğer kız çocukları yok edilmiş olsaydı o insanlar üreyemezlerdi, dolayısiyle araplar “islam’ın yayılmaya başladığı dendi
ği nokta’da” namevcut olurlardı.

İkincisi ise, müşrik mekkesinde 366 tane put vardı ve bir’den fazla değişik yapıya sahip müşrik gurupları (mezhepler gibi) birbirleriyle barış içinde iç içe yaşamaktaydı, neden?
Çünkü muhammed’in ayetler vasıtasiyle kendilerine yaptığı hakaretlere tam 13 sene katlanabilmiş olmaları, müşriklerin kendi zamanlarına göre son derece demokratik olduklarını gösterir de ondan.

Kaldı ki bu müşrikler arasında Hıristiyan ve Museviler de dostça yaşamaktaydı.
Şimdi düşünün, ben size bu yazdıklarımı Türkiye’de tv kanallarında açık bir şekilde anlatmaya kalkışsam, acaba, bu çok barışçıl, hoşgörü dinine sahip olduğunu iddia eden müslümanlar bırakın 13 seneyi, bana 13 dakika tahammül edebilirler ve beni yaşatırlar mı dersiniz?


Turan Dursun’u, Uğur Mumcu’yu yaşattılar mı?
İlhan Arsel ABD’ye kaçmak zorunda kalmadı mı?

Yaşar Nuri niye “Deizm” kitabını yazıp, deizm’i konuşuyor; yani müslüman mahallesinde dolaylı olarak salyangoz pazarlıyor? Çünkü biliyor ki, direkt islamı eleştirse öldürülecek!

Hani nerede islamın “…. senin din’in sana, benim din’im bana…..“ hoşgörü (kafirun 6.) ayeti?)

Neyse devam edelim…..

Ama ikinci dönem  olan, medine dönemi barış değil hücum ihtivâ eder. İşte islam bu yüzden yayılmıştır, yani korkutma ve tehditle…
Bu günkü iktidar bundan 10 sene önce bu kadar cüretkâr mıydı?

Kendi basın ve çıkarcı yalakaları bu kadar yağcımıydı? Dava açmalar ve tutuklamalar böyle bu kadar ucuzmuydu?

Değildi!

İşte akp’in misyonu….

İşte Cumhurbaşkanı koltuğunda oturup da başkanlığı (aslında, geçmişte Allah’a şirk koşmuş olan osmanlının şeriat’ını) getirmek için didinen şahsın, cüretkârlığı ve misyon kaynağı işte bu Medine dönemidir!

Referans ve gücünü aldığı tek kaynak, Muhammed ve Kuran’ın ta kendisidir!

Benim “TATLISU MÜSLÜMANLARI“ diye adlandırdığım, mantıken olması mümkün olmayan bir cennet’in esiri ve öldükten sonra bile yaşamayı hayal eden, egoist insanların temsilcileri ve kulu-köleleridir bu gün Türkiye’de yaşayıp akp’ye oy verenler.
Neden muktedir’e herşey’e rağmen oy verdiklerine şaşılıyor ki!!!
Bu insanlar o bilmedikleri islam’ın tamı tamına esir ve kölesidir……

Sırf bu, islam olgusuna teslim ve esir olmuş bu zihniyet yüzünden akp başarılı olmuş gibi gözüküyor.
İnan’ın, arkasında bu din olmasa bir SIFIR’dan bile değersiz ve eğitimsiz kişilerden oluşuyor akp. Eğer bu gün ’gerçek, çökertilmemiş, Atatürkçü zihniyetin hakim olduğu Ordumuz’ olsa ve bunları insanlık, adalet ve demokrasi adına devirip, yargılamaya götürse ve de mahkeme naklen yayınlansa, ne kadar biçâre olduklarına hepimiz şahit olurduk!

* * * * *

İslam ideolojisinin hiç bir KUTSÎYET’i yok.

İslam hiç bir şekilde barış ve hoşgörü barındırmaz içinde.  İçinde hoşgörü barındırmayan bir olgu’ya da  KUTSÎ denilmez! Bu’nu nereden biliyoruz? Kutsal kitap’ı olduğu söylenen o Kuran isimli kılavuz’undan.

İşte kendisinden örnekler:
Bakara 216: “Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, SİZE FARZ KILINDI. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.“

Türkçe açılımı;

– Kutibe aleykumul kitâlu ve huve kurhun lekum, ve asâ en tekrahû şey’en ve huve hayrun lekum, ve asâ en tuhıbbû şey’en ve huve şerrun lekum vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Savaş, (aslında kitâlu) = öldürmek “SİZE FARZ KILINDI“ diyor!

Tavsiye etmiyor!

(Biz bir şeyin kesin yapılması gerektiği zaman ne deriz? “Artık, bunu/şunu yapmak farz oldu“, değil mi? Neden deriz? Çünkü yapılması yüzde yüz kaçınılmaz ve başka bir alternatifi olmadığı için, çünkü kesinlik ifade ettiği için!)

Farz olmak; Allah’la özdeşleşmiş bir fiil’dir! Allah’ın direkt ve en kat’i emridir?

Allah ne demiş? öldürün!.

Akan sular durur!!!!

(İşte, ışid ve benzerleri ana lisan olarak arapça’ya hâkîm olduklarından, bizdeki takunyalılar gibi fıkıh’a, tasavvuf’a, kureyş arapça’sına, cımbızladın-cımbızlamadın mavallarına sığınmadan kasap-cellât gibi kesip, doğruyor.)

Gördüldügü gibi ayetin, Türkçe meallerinde ’kitâlu’ kelimesinin yerine savaş kelimesi kullanılmış ki, bu kelime de KTL, yani öldürmek fiil’inin türevlerinden biridir!

Nisâ 84: “(Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş (öldür)! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü’minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah’ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir.
Yine bu ayetin Türkçe açılımı, yâni arapça okunuş şu’dur:
– “Fe kâtil fî sebîlillâh(sebîlillâhi), lâ tukellefu illâ nefseke ve harrıdıl mu’minîn(mu’minîne), asallâhu en yekuffe be’sellezîne keferû. Vallâhu eşeddu be’sen ve eşeddu tenkîlâ(tenkîlen).“
Yine gördüğünüz gibi savaş kelimesi olan ’HARP’ yok ayette! Resmen öldürün emri var.

Ayrica “allah yolunda savaşmak” islam dinini yaymak için değil mi?

İnanmayan ya da başka dinden olanlar “aman efendim, ne demek! islam dini için çiğ tavuk yenir” deyip, seve seve islam mı olacaklar?

Tabiki inandıklarını inanmaya (ya da hiç bir din’e inanmayanlar, inanmamaya devam) edecekler…….

……ki zaten

(Yukarıda bir ufak bahsettiğim Maide suresi 47. ayet:

“İncil ehli de, Allah’ın o kitapta (incil’de) indirdiği hükümlerle hüküm versinler. Ve kimler Allah’ın indirdiği hükme göre hareket etmezlerse onlardır Tanrı buyruğundan çıkanların ta kendileri.”) o aynı Allah, hesapta! onlara (Hıristiyanlara) dinlerinden çıkmamayı emrederek koca bir çelişki içerisinde değil mi eğer incil tahrif olduysa?

Hani müslü’ler mütemadiyen derler ya “İncil ve Tevrat tahrif oldukları için Kuran ve İslam gönderildi“ diye!

İncil, tahrif olmuş olsaydı Allah hiç, “size yolladığım İncil’in içindeki hükümlere uyun, bu hükümlere uymazsanız beni iplemiyor olursunuz” dermiydi?

Aksine İncil’den, dolayısiyle Hıristiyanlıktan çıkmayın, eğer çıkarsanız fasıkların önde gideni olursunuz, ben de yakarım çıranızı diyor!

Bu durumda hıristiyanlar neden müslüman olsunlar ki!?

Nur 31’de başörtüsü tak deyince (ki sadece örtü (himar) kelimesi geçiyor, baş kelimesi yok) takılıyor da, namaz kılın deyince kılınıyor da, (hıristiyanlara) din’inizi değiştirmeyin deyince ve doğal olarak Maide 47’de Allah emri olduğundan ötürü hıristiyan kalmaya elleri mahkumken(!), neden dinlerini değiştireceklermiş efendim?

Neden hala bu müslümanlar Allah’tan daha çok allahçılık yapmaya ve heriflerin ülkelerini ele geçirip onları müslüman yapmaya çabalarlar, bir bilen varsa beri gelsin?

Hadi TATLISU MÜSLÜMANLARINI geçtim de, bunun nesini anlamıyor bu bademler?

Yaptıkları müslümanlık bu!

Bu kadar bilgisizce, Kuran’ı ve islamı bilmeden (hani derler ya “cin olmadan adam çarpmaya mı kalkışıyorsun?” diye), yani bilinçsizce Allah’tan daha çok allahçılık yaparak resmen Allah’a şirk koşuyorlar.
Bombalarla vs. bunca insan’ı oldürürler bilinçsizce, sırf olmayan cennete gitmek için!
Gelin kulaklarınıza şu’nu fısıldayayım çok sn müslüler “cennet, mennet YOKKKKKKK”, anladınız mı?

Adam sizi resmen kandırdı savaştırıp egosun tatmin etmek için!

72 tane huri(ymiş)! ulan bi tane verseler ne yapacağınızı bilemezsiniz; sevişmek bir sanattır be!
Var mı öyle iki dakka’da şık-şık geçmiş olsun; yürüyün  şurdan be!!

Allah “incil ehli de, (yani hıristiyanlar da!), yolladığım incil’deki emirlere göre hareket etsin” diyecek………..

……….sen gidip

Küba’ya,

Londra’ya,

Maryland’a cami inşa edip,

adamları müslüman yaparak, yani yoldan çıkararak, Allah’ın maide 47’deki emrini hiçe sayacaksın!

Adamlar müslümanlığa geçmemekle sizin inandığınız Allah’a sizden daha fazla riayet etmiş oluyor!

Sizse, gidip onları müslüman yapmaya çalışarak Allah’a şirk koştuğunuzun bile farkında olamayarak kendi kendinizi değersizleştiriyorsunuz!

Hazır sırası gelmişken…………

Bu Mâide 47 no’lu ayet Kuran’da varken, Muhammed’in “Dar’ûl İslâm, Dar’ûl Harb“, yani İslamiyetin olmadığı topraklarda İslamiyet’i getirene ve herkesi Müslüman yapana kadar savaşma konsept’i var ya! İşte o da, ALLAH’A RESMEN ŞİRK KOŞMAKTIR.
Var mı bir itirâz’ı olan?

Devam edelim……..

Tevbe 14: “Onlarla savaşın (onları öldürün). Allah sizin ellerinizle onları azaplandırır ve onları alçaltır. Ve onlara karşı size yardım eder (zafere ulaştırır). Ve mü’minler kavminin göğüslerine şifa verir (iyileştirir, ferahlatır).“
Tekrardan Türkçe açılımı:
– “Kâtilûhum yuazzibhumullâhu bi eydîkum ve yuhzihim ve yansurkum aleyhim ve yeşfi sudûre kavmin mu’minîn(mu’minîne).

Görüyorsunuz değil mi, mümin kavminin göğüslerine yaptıkları KATLİAMLAR’dan dolayı şifâ verirmiş Allah!

Sayın okurlar bu arada….
Kutsî olduğu söylenen bir yaratıcı düşünün ki, EVREN denen ve içinde sınırsız galaksiler ihtiva eden, devasa bir SONSUZLUK yaratacak ve de kendisi için, insan gözüne mukayeseyle bir kum tanesinden bile küçük ve değersiz görünümde olan dünya gezegenine Adem ile Havva denen hayal kahramanları vasıtasiyle bütün insanları yaratıp yerleştirerek, yarattıklarının bazılarına iman verip müslüman yapıp, bazılarının da kalplerini mühürleyip kâfîr yaparaktan (Bz. Enam 125 / Zumer 22) birbirleriyle savaştırıp, imansızları(!) imanlıların(!) elleri tarafından cezalandırsın!

Üstelik cezalandırmanın her daim, aslında ’âhiret günü’nde olduğunu iddia ederekten!
Ne büyük VİZYON, ne kadar  dürüstlük ve müthiş bir ULULUK değil mi!!!!

İşte, beyni küçüklükten beri yıkanmış olan akp elemanlarının vizyon’u da bu.
Eğer Türk Halkı, bilinçli olarak bu din’in ne mal olduğunu bilse, bırakın bunlara oy vermeyi, balta ile kovalar!

* * * * *

“Balık baştan kokar“ deyişini………… (kötü) bir şey ’yöneten’den kaynaklanır’ şeklinde anlamamızın yanı sıra…. bir ’şeyin başlangıç’ı’ olarak da anlamamız gerekir!
Şöyle ki….
Nedir islamın doğuş hikayesi?
Adam mağarada ibadet ediyor ama daha islamiyet diye bir şey yok! Ne’ye göre ediyor ibadet’ini?
Mesela bir hıristiyan müslüman olmaya karar verse, müslüman olmadan önce neye göre ibadet eder, hıristiyan ritûallerine göre değil mi?
Peki muhammed nasıl ibadet ediyordu cebrail ispat-ı vücut etmeden önce?

Kuran’a kulak verelim…….

– Duha sûresi 7. ayet: “(Ey Muhammed); Seni sapık insanların arasında bulup da, seni doğru yola eriştirip kurtuluşa eriştirmedik mi? Veya çocuk iken kaybolduğunda seni bulup teslim etmedik mi? Veya din, şeriat nedir bilmezdin bunları sana gösterip öğretmedik mi?

– Şura sûresi 52/53. ayetler: “(52-53) İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah’ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah’a döner.“

– Rum sûresi 30. ayet: “Ey Muhammed! Sen şirk koşmadan, kendisinden başka ilah olmayan Allah’ın dinine yönel.?“

– Yunus sûresi 105/106. ayetler: “Ey Muhammed! Tek olan Allah’a inanarak din’e yönel; Allah’a şirk koşarak değil. Doğrudan Allah’a değil de sana ne yarar ve ne de zarar vermeyenleri (PUTLARI) Allah’a şirk koşarak yalvarma.“

– Mümin sûresi 66. ayet: “Ey müşrikler! Bana Rabbimden apaçık kanıtlar geldikten sonra, sizin Allah’a şirk koşarak taptıklarınıza tapmam bana yasaklandı. Bana kâinat’ın Rabbi olan Allah’a teslim olmam buyuruldu!“

Demek ki neymiş?
Muhammed aslında, din, şeriat nedir, kitap nedir, iman nedir bilmeyen bir müşrikmiş ve apaçık kanıtlar geldikten sonra, kendi hemşehrileri olan müşriklerin Allah’a şirk koşarak taptıklarına (evvelden taparken, yukarıdaki ayetlerle) tapması kendisine yasaklanmış!

Ne olmuş? Ne olmuş?

Y-A-S-A-K-L-A-N-M-I-Ş!

Bu’nu ben demiyorum, Kuran’ın kendisi yukarıdaki ayetlerde söylüyor!

Hani bu kişi (haniflerdendi!) hiç bir zaman putlara tapmamıştı?

Görüyorsunuz değil mi, yalancının mumu anca yatsı(!) ya kadar yanıyor! İslamdan önce muhammed’in putlara tapmadığını iddia edenlere duyurulur.

Neyse dönelim tekrardan “balık baştan kokar’a“…….

Cebrâil ortaya çıkana kadarki durumu bu muhammed’in…..

Yani din, şeriat nedir, kitap nedir, iman nedir bilmeyen bir müşrik olmak!

Peki kuran 23 yılda ayet-ayet, sûrelere dönüşüp muhammed’in ölümünden 200 sene sonrasına kadar bir kitap haline gelmeden önce, bu mağarada okunacak bir şey olmadığı halde cebrâil neden muhammed’e OKU der?

Neden “söyleyeceğim ayetleri aklında tut, ya da ezberle“ demez?

(Bu durum şu’na benziyor: ‘Hayal gücü yüksek olan futbolcular TOPSUZ da futbol oynayabilirler’

Cebrail de şizofren bir halde olmalı ki elinde bir kitap olmadığı halde bu şizofrendaşına OKU demiş! (Ne demeli!!!))

Çünkü bu hikaye daha kafadan koskoca bir yalandan ibaret te ondan!
Şimdi diyebilirsiniz ki; “yahu, işte kuran 23 senede nazil olacak da, o yüzden ortada yok“!

İyi, güzel de……
O zaman….
Ortada okunacak bir nesne yokken, “neyi okuyacağım“ diye niye sormamış cebrâil’e bu adam?

Yok efendim “ben okuma-yazma bilmem“ demiş de, vay efendim işte bu yüce allah’ın bir mucizesiymiş de, allah okuma yazma bilmeyen bir ümmi’yi seçmiş de, falan filan, cart-curt!
Görüyorsunuz değil mi insanlar nasıl şartlandırılıp robotlaştırılmış! Kimse bu durumu sorgulamıyor/sorgulayamıyor!

Ulan, ortada bir kitap yok! ve “OKU diyen bir melek (!)” ve kitap olmadığı halde “neyi okuyayım kitap filan yokken” demek yerine “BEN OKUMA YAZMA BILMEM” diyen bir şahıs(!); sırf bu, tek başına bu hikayenin yalan olduğunu ispatlayan en büyük kanıttır be!

İslam denen şizofrenik felsefe(!) daha başlangıçtan namevcut!

Ve iste bu yuzden de ben, “balık baştan kokar” diyorum!

Ama bu gerzekler, insanlara cehennem’i dünyada yaşatıyorlar olmayan bir şey için.

* * * * *

Netice itibariyle, sakın ama sakın “ışid ve diğerlerinin yaptıkları islam’ı temsil etmez“ demeyin, (zira onlar kuran hükümleri olan bu yukarıdaki ayetleri uyguluyorlar ve kuran’ın allah’ın bizzat kendi sözleri olduğuna inanılmasından ötürü de, bu’nu uygulamaya elleri mahkûm)

yoksa gülünç duruma düşersiniz!

Aslında, özellikle Türkiye’de insanlar siyasi partilere, din üzerinden kutsiyet amaçlı oy vererek insan aklını böyle küçültüp (varsa eğer) gerçek bir yaratıcaya dolaylı olarak hakaret etmekteler!
Ne demeli?
Kendi düşen ağlamamalı!!!